Sayfalar

19 Haziran 2012 Salı

Nikon FA & Nikon FE2 geliştirme safhaları


Yine tarihe yolculuk yapıyoruz. Nikon firmasının ürettiği en güzel kameralardan ve dünya üzerinde Matrix ölçüm yapan ilk model olan Nikon FA ve Nikon FE2'nin geliştirilme aşamalarını inceleyeceğiz.

Poz dengelemesini (+/-) iptal etmek!
1977 Yılında Nippon Kogaku K.K. yani şimdiki Nikon firmasının ana amacı kamera dizayn bölümü oluşturmak olan 2 tane proje başlatmıştı.

Proje takımlarından birisi Nikon FM2 için yüksek perde hızı olan bir sistem geliştirme üzerinde ve diğer proje takımı ise Nikon FA modeli için MATRIX ölçüm sistemi geliştirmeye çalışıyorlardı.

Nikon; Tüm araştırmalarını pozometre ve pozometre kontrolü üzerinde yoğunlaştırmıştı.

Bu araştırmalar sonucu; Merkez ağırlıklı ölçüm sisteminde başarı sağlanmıştır. Standart olarak lensten ölçen (TTL) ölçüm sistemi, Nikon EL serisi, Nikon EL2 ve FE kameralarında TTL-AE ölçüm sistemi (lenste ölçen ve otomatik pozlayan) olarak kullanılmaya başlanmıştır. 

Pozometre kontrolünde ileri seviye ve daha hassas sonuçlar veren sistemler üzerinde yapılan  çok sayıda çalışma başarısızlıkla sonuçlanmış ve mükemmel aşamasına henüz gelinememişti.

Örneğin, eskiden ışık ölçümünde; Yaptığınız ölçümün % 96 oranında başarıya ulaşması % 98 oranında ve % 98 başarıya ulaşmak % 99,5 oranında mümkünken şimdi pozometre konusunda % 100 başarı elde edilmiş durumdadır.

Pozometrenin yukarıda bahsedilen bu ufak oranda kalan hatasından uzak durabilmek için ileri seviye fotoğrafçılar; Poz dengelemesini (+/-) yada otomatik pozometre kilit’ini (AE-L) kullanırlardı.

Peki ileri seviye olmayan kullanıcılar ne yapacak? Ya poz dengelemesini (+/-) yada pozometreyi gereksiz yere kilitleyerek (AE-L) kullanacaklar. İşte bu sistemi geliştiren takımın araştırdığı ana konu bu idi.

Silikon Foto Diod ve (SFD) 24 parçası 
Proje takımı toplamda 10 kişi olarak işe başladı, takımın büyük çoğunluğu ölçüm mekanizması ve diğer kalanlar ise değerlendirme ile ilgili kısımda çalışıyordu.

Takım; Görüntüdeki parlaklığın dağılımı ve en uygun pozometrik değer arasındaki ilişkinin analiz edilmesiyle işe başladı. 

Bu amaçla Nikon FE‘nin film baskı plakası üzerine 5 mm karelik bir alana 24 adet silikon foto diyodu (SFD) 4'ü dikey ve 6'sı yatay olacak şekilde yerleştirildi.

24 Adetlik SFD’den olarak gelen çıkış sinyalleri Nikon FE’nin içindeki bir devre ile yükseltilerek, sonrasında analog bir anahtarla kaydediciye iletiliyordu.
24 Parçalı Silicon Photo Diod

Bu cihaza, bir anlamda 24 pixellik sensör denebilirdi ki; Konudan gelen parlaklık bilgilerini görüntü düzlemi üzerindeki her bir alanda ölçerek, kaydediciye iletiyor ve kaydedici ise ölçüm sonuçlarını bir kağıt üzerine grafik çıktı olarak gösteriyordu.

Bu işlem günümüzde, kameranın pozometresinin ölçtüğü analog değerler kamera içindeki bir mikro bilgisayara iletilmekte ve burada A/D (Analog/Dijital) analog sinyaller dijital sinyallere dönüştrülmektedir. Yani okunan sinyaller analog sinyallerdir ama kameranın daha hızlı değerlendirme yapabilmesi için sinyallerin dijital'e dönüştürülmesi gerekir. Elbette o günlerde bu işlem tamamen ANALOG olarak yapılmaktaydı.

Bu sıralarda Nikon FE, yukarıdaki cihazla donatılarak, farklı ışık koşullarında binlerce kare fotoğraf çekilerek tasarlandı. Tasarımı sırasında Bracketing denilen yöntem kullanılarak yavaş yavaş geliştirilmişti. Bracketing; Aynı karenin bir çok farklı pozometrik değerlerle çekilerek, daha sonra en iyi pozlamanın seçilmesidir.

Bu arada da en uygun pozometrik değeri hesaplayabilmek için bir algoritma geliştirilmeye çalışılıyordu. Bu amaçla 24 silikonlu foto diyotlu sistemin sağladığı grafik çıktısından faydalanılarak, çekilen binlerce fotoğraftan en uygun pozometrik değerlere sahip olanlar kaşılaştırılıyordu.
Nikon FE
Sürekli tekrarlanan test ve çalışmalardan şu sonuçlar çıkmıştı;

1-) Konudaki parlaklık, pozometre hesaplanması için bir parametre olarak kullanılabilir.

2-) Pratik olarak karenin 5 parçaya ayrılmasının ölçüm açısından yeterli sonuçlar vereceği.

Bundan sonraki adım; 5 Parçalı foto silikon diyod'un gerçek prototipini üretip, Nikon FE’nin film düzlemine yerleştirerek denemek olacaktı. 

Bu çalışma için akla gelebilecek her durumun fotoğrafları çekilmiş ve kameranın pozometrik sistemini ayarlayacak olan algoritmayı yenilemek için çekilen fotoğraflar analiz edilmiştir.

Ekip çalışanları, veri toplamak amacıyla , farklı ışık koşullarında binlerce kare deneme çekimleri yapmak üzere Japonya dışındaki dünyanın bir çok ülkesine gittiler.

MATRIX ÖLÇÜM sistemi; 1983 Yılının Ekim ayında Nikon FA'nın duyurulmasından 6 yıl önce bir sürü insanın çalışma ve gayretleriyle geliştirilmişti.

Başta Nikon FA, Nikon FE2 mi olacaktı?

Nikon FA ile ilgili planlar yapılmaya başlandığında Matrix Ölçüm ve Çoklu Otomatik Mod'un (P, S, A, M) Nikon FE modelinde kullanılması düşünülmüştü. 1982’de piyasaya sürülen Nikon FG modelinde Çoklu Otomatik Mod (Multi AE Mod) ve gerçek zamanlı Stop-Down ölçüm yapabilen P modu çoktan kullanılmış ve ilave olarak da perde hızı öncelikli S modu da eklenmişti. 1982 Yılında elektronik olarak kontrol edilen en yüksek perde hızı 1/4000 saniye ve daha önceki flaş senkronizasyonlarından daha hızlı 1/250 flaş senkronizasyonu ilk olarak Nikon FM2 modelinde kullanılmıştı.

Bu yeni fonksiyonların kameraya eklenmesi için diğer bazılarının çıkarılması gerekecekti. Özellikle gerçek zamanlı Stop-Down ölçüm sisteminin  karmaşık görünmesi ve pozometre kilidi (AE-L) konusu nedeniyle başta MATRIX ÖLÇÜM sisteminin kullanılmasından vazgeçildi.

Daha sonra Stop-Down (gerçek zamanlı ölçüm) sistemi kullanımının pozometrik sistemdeki  bazı kısıtlamaları nedeniyle en düşük perde hızı 1 saniyeyi geçmeyecek şekilde tasarlanmak zorunda kalınmıştır.
Nikon FA Üstten Görünüşü
Nikon FA’ nın piyasaya çıkışından 6 ay önce Nikon FE2, önceki başarılı model olan Nikon FE yerine piyasaya sürüldü. Fakat asıl planlanan, Nikon FE2’nin Nikon FA’dan sonra piyasaya sürülmesiydi. Başarılı model FE’den sonraki modelde 1/4000 perde hızı, Nikon’un tavsiye ettiği flaşlarla TTL flaş kontrolü ve bir sürü ek özelliğin, örneğin Çoklu Otomatik Mod (P, S, A,M) eklenmesiyle maliyet; Kullanıcıların Nikon FE için ayırabilecekleri bütçeyi geçmişti.

Nikon FE2
İlave olarak, yukarıda bahsedilen özelliklerden vazgeçmek demek, başarılı model Nikon FE’nin özelliklerinden taviz vermek anlamına geliyordu. Böylece kamera elektronik olarak kontrol edilen 1/4000 perde hızı ve Nikon’un tavsiye ettiği flaşlarla TTL flaş özelliği geliştirilerek, Nikon FE’ye eklenmiş ve Nikon FE2 olarak piyasaya çıkarılmıştı. 

“ Kamera GRAND PRIX “
Nikon FA pozometrik açıdan kullandığı son teknoloji Matrix ölçüm sistemi ile kameraların altın ödülü olan GRAND PRIX ödülünü haklı başarısıyla kazanmıştır.

Bu ödül; Fotoğraf dergisi editör ve yorumculardan oluşan bir juri tarafından o yıl piyasaya çıkan kameralar arasından seçilerek veriliyordu. Nikon FA ve Olympus OM4 başa baş yarışıyordu. Bu konu, bugün bile fotoğraf tarihçileri ve bu kameraları tanıyanların dilindedir.

Her ikiside pozometre kontrolü yönünden yeni teknolojiler içermelerine rağmen sahip oldukları yenilikler bakımından birbirlerine ters idiler. Nikon FA’daki Matrix ölçüm teknolojisinin ana amacı; Konudaki parlaklığın en hassas şekilde ölçülerek kullanıcının pozometrik ölçüm ve poz dengeleme konusundaki kararlarını en aza indirmekti. Öte yandan Olympus OM4’ün çok noktalı ölçüm sistemi ise; Kullanıcının pozometre ölçümü ile ilgili kararlarının kabul edildiği bir sistemi kullanmaktaydı. Yani Nikon FA fotoğrafçıya fazla yorum bırakmıyor, Olympus OM4 ise yorumu daha çok fotoğrafçıya bırakıyordu.

Nikon FA ödülü çok az bir farkla kazandı. Geçmişe bakıldığında bunun çok doğal bir sonuç olduğu düşünülebilir.

Matrix ölçüm sistemi evrimleşerek, analog Nikon F5 ve dijital Nikon D1 kameralarında 3D Color Matrix Metering sistemi ve Flaş fotoğrafçılığında ise 3D Multi-Sensor Balanced flaş kontrol sistemi olarak kullanıldı. Diğer kamera üreticileri ise buna benzer çok parçalı (Multi-Segment) ölçüm sistemlerini kendi firmalarına adapte ederek bir çok değişik isimlerle kullanmışlardır.

Çok noktalı ışık ölçümü; Pozometre sisteminden farklı bir konudur ve kameranın içindeki pozometrenin kontrol edilmesiyle ilgili bir konu değildir.

Matrix ölçümün teknolojik değerini tarih göstermektedir.

Altın Kaplama Nikon FA

Nikon FA'nın kameralar arasındaki yarışma olan KAMERA GRAND PRIX’i kazanmasından sonra bu başarıyı hatırlamak için Nikon, Nikon FA modelinin altın kaplamalı modelini piyasaya sürdü.

Bu kamera Nikon FA modelinin üst ve alt kapaklarının altınla kaplanarak deri kısmına ise kertenkele derisi kullanılarak üretilmiş bir modeliydi. Bu modelin detaylı fotoğrafları aşağıdaki linktedir. 

Sınırlı sayıda üretilen bu modelin Paulownia adlı bir ağaçtan yapılmış kutusu vardı ve fiyatı 500.000 japon yeni idi. Kamera ile birlikte verilen AI Nikkor 50 mm f/1.4 gövdeye monte edildiği birleştirme halkası ve lensin üzerindeki halka bile altın kaplamaydı. Hatta lensin kapağındaki Nikon yazısı bile altın kaplamaydı. Kısaca altın kaplama Nikon FA üzerinde titizlikle çalışılmış bir çalışmaydı. Daha fazla detay için;
http://www.mir.com.my/rb/photography/credits/fagold/index2.htm
Nikon FA Gold
Nikon FA' nın Siyah, Gümüş ve Altın Modelleri








18 Haziran 2012 Pazartesi

Nikon Matrix ölçüm sisteminin gelişimi


Matrix ölçüm adını Nikon olmayan kameralarda göremezsiniz.  Çünkü matrix ölçüm sistemi, ilk kez Nikon tarafından tescil edilmiştir. En yakın rakibi Canon’un kullandığı “Evaluative Metering” yani “Değerlendirmeli Ölçüm” diyebileceğimiz sistem de matrix ölçüm mantığına benzer şekilde çalışan bir sistemdir. Tüm markaların matrix ölçüm sistemine benzeyen sistemleri vardır.

Günümüzde Nikon, Matrix ölçümün kullanım alanını genişleterek otomatik pozometre kontrolünün yanısıra otomatik netlikte (AF), Otomatik beyaz ayarında ve CLS (Cretive Light System) flaş sistemlerinde kullanmaktadır.

Nikon’un kareyi 5 parçaya bölerek, kareyi ışık yönünden renksiz olarak değerlendiren ilk matrix sensörü, 1983 yılında piyasaya çıkan Nikon FA modelinde kullanılmıştır. Sistem, zaman içerisinde oldukça gelişmiştir. En son versiyon Nikon D4s ve Nikon D810’de kullanılan 91.000 pixel RGB sensöründen oluşan CCD dizilimlerinden ibaretti. Bu sensör ışığı, renkleri, uzaklığı ve aktif netlik noktasını analiz edebiliyordu.

3D-Colour Matrix Metering sistemi ilk defa 1.005 pixel RGB algılayıcı ile 1996 yılında piyasaya sürülen Nikon F5 kamerasında kullanmıştır. 2003 Yılında Nikon D2 serisi piyasaya çıktığında; Nikon, pozometrik ölçüm sistemine TTL flaş ölçümünü de ekleyerek sistemin adını 3D-Colour Matrix Metering II olarak güncellemiştir. 2012 Yılında ise Nikon D4 (D800) ile; 91.000 Pixel RGB-CCD sensör kullanarak sisteme yüz tanıma özelliğini de eklemiş ve sistemi daha da  iyileştirerek adını 3D-Colour Matrix Metering III olarak güncellemiştir.  

Şimdi de hangi kamerada kaç parçalı (bir yerden sonra teknolojinin gelişmesiyle birlikte olay pixel'e dönüşmüştür) algılayıcı kullanılmış ona bakalım.

5 Parçalı sensör :FA, F4
8 Parçalı sensör :F70, F90x
10 Parçalı sensör :F100, D100.
25 Parçalı sensör :F75
420 Pixel sensör :D50, D40, D40x, D80, D90, D3000, D3100, D3200, D5000, D5100
1.005 Pixel sensör :F5, F6, D70, D70s, D200, D300, D300s, D700, D1, D1h, D1x, D2h, D2x, D3, D3x D3s
2.016 Pixel sensör :D7000, D600, D7100, D7200, D5200, D5300, D5500
91.000 Pixel sensör :D4, D800, D750, D810, D810A

Aşağıdaki şemada 1996 yılında piyasaya çıkan Nikon F5’ de kullanılan birinci nesil 3D-Colour Matrix Metering sistemi görülmektedir. 1.005 Parçalı (pixel) RGB CCD sensörün kalbinde bu 1.005 farklı noktadan gelen parlaklık ve renk bilgileri ölçülmektedir. Ölçülen bu bilgiler; Ortalama parlaklık, kontrastın görüntünün üst veya alt kısmında mı olduğu ve seçilen netlik noktasının etrafındaki parlaklık bilgilerini tarayan bir modüle verileri işlemesi için gönderilir. Tüm bu bilgiler bir mikro bilgisayar tarafından konudaki renk bilgisi, konunun seçilen netlik noktasındaki konumu ve D ve G tip lensler kullanılması durumunda konuyla aradaki mesafe gibi değişkenleri de dikkate alarak pozmetrik değerler vermektedir. Tüm bunların sonucuna Nikon; OPTİMUM (EN UYGUN) POZLAMA demektedir.
Nikon F5 3D Colour Matrix Metering Şeması







3D-Colour Matrix Metering sisteminin verimli olabilmesi için Nikon’un D ve G tipi lenslerin kullanılması gerekmektedir. Çünkü sadece D ve G lensler konuyla olan uzaklığı kameraya iletebilmektedir. D tipi lensler 1992 yılında üretilmeye başlanmış ve 2000 yılında ise Nikon, maliyet indirimi yapmak için diyafram ayar halkasını çıkararak bu güzelim lenslerin eski MANUEL gövdelerde diyafram önceliğinde (A modunda) kullanılmasını imkansız hale getirmiştir. Tüm G lensler aynı zamanda da D tip lenstirler.

Geleneksel merkez ağırlıklı ölçüm sistemi, güzel sonuçlar için halen popüler bir ölçüm metodu olmakla birlikte bazı sıkıntıları da bulunmaktadır. Ters ışık olarak ifade edebileceğimiz ışığın arkadan geldiği durumlarda; Gelen ışığın dengelenmesinde tecrübeli fotoğrafçıların tahmini pozometrik değerler kullanarak yaptıkları denemeler de bile hatırı sayılır şekilde hata yaptıkları görülebilmektedir. Nikon FA’nın matrix ölçüm sisteminde fotoğrafı çekilecek kare 5 farklı alana bölünmüştür. Kameranın bilgisayarı en uygun pozometrik değeri verebilmek için sensörün her parçasına düşen ışıklı ve koyu bölgelerin oranını dikkate alarak hesaplama yapmaktadır.

Nikon FA’nın piyasaya çıkışından 13 yıl sonra Matrix ölçüm sisteminin konseptini değiştiren ve karmaşık ışık koşullarında bile mükemmel sonuçlar veren 1.005 pixel ve R (kırmızı) G (yeşil) ve B (mavi) filtrelerden oluşan CCD sensörünü kullanan sistem, 1996 yılında Nikon F5 fotoğraf makinesinde kullandı. Yeni sisteme 3D-Colour Matrix Metering adı verildi. Bu sistem devrim niteliğinde bir yenilik getirmişti. Bu yenilik ise; Eski sistemde pozometrik değerler hesaplanırken; Karedeki parlaklık ve kontrast bilgileri kullanılırken bu sistemde cismin rengi ve kamera arasındaki uzaklığı da pozometrik değerlerin hesabında kullanılmaya başlandı. Bu ölçüm sistemiyle floresan veya tungsten lamba altında yapılan çekimlerde, cismin daha güzel pozlanarak daha doğal görünmesi ve hedeflenen alanın neresinde Sarı, neresinde Yeşil ve Mavi olduğunu hesaba katarak daha hassas değerler verebiliyordu.

Nikon F6 modelinde kullanılan 3D-Colour Matrix Metering sistemi  geliştirilerek, konuyu daha hassas bir şekilde okuyacak hale getirildi. Sistem, bir sürü parametreyle birlikte karedeki parlaklık, kontrast, seçilen netlik alanı, konu ile kamera arasındaki uzaklık bilgilerini en hassas ve keskin pozometrik değer vermek üzere veri tabanındaki 30.000 kare fotoğrafla karşılaştırarak, son pozometrik değere karar veriyordu. Böylece çekeceğiniz karedeki tüm detaylar  korunuyordu.

Matrix sistemin istikrarlı evrimi devam ederek 3D-Colour Matrix Metering II olarak ilk defa Nikon’un D2x modelinde kullanıldı.

Teknik olarak 3D-Colour Matrix Metering sistemin temelinde SCENE RECOGNITIN SYSTEM yani sahne tanıma sistemi diyebileceğimiz sistem bulunmaktadır. Fotoğraflayacağınız konuyla ilgili olarak 1.005 pixel RGB sensöre gelen renk, parlaklık ve diğer bilgiler kullanılarak; Netlik, pozometrik değer ve beyaz ayarının kusursuz bir şekilde hesaplanıp uygulanmasını sağlar. 1.005 Pixel RGB sensör ilk olarak Nikon F5 kamerada ışık ölçer olarak pozometrik ölçümlerin kusursuz olması için kullanılmıştır. 1.005 Pixel sensör, özellikle konudaki renkleri ve parklaklık değerlerini algılayabildiği için pozometrik değerler, beyaz ayarı ve otomatik netlikte önemli ölçüde iyileştirme ve çekimle ilgili tüm değerlerin daha kusursuz hesaplanması sağlamıştır. Sensör, konunun pozisyonundaki değişimleri prizmadan bile algılayabilmekte ve bu ise otomatik netlikteki keskinliğe yansımaktadır. Nikon yeni geliştirdiği 91.000 Pixel yeni RGB sensör’e yüz tanıma özelliğini de ekledi adını da 3D-Colour Matrix Metering III yaparak, ilk Nikon D4 ve D800  modellerinde kullandı. Yüz tanıma özelliğinin en önemli özelliklerinden birisi de optik vizörde bile çalışabilmesidir. Sistem yüzdeki parlaklığı kontrol ederek, yüz arkadan aydınlanmış olsa bile en iyi şekilde pozlandırılmaktadır. Yüz tanıma özelliği istenirse fotoğrafı çekilecek kişinin yüzüne netliği de kilitlenebilmektedir. Bunu yapmak için netlik alan modunu Auto Area AF moduna getirmek ve yüz tanımayı etkinleştirmek yeterli olmaktadır.

Nikon gövdelerde TTL flaş ölçümünün gelişimi


Flaşın ana ışık kaynağı olduğu durumlarda; Flaşın pozometrik kontrollü çakma gücü, ya manuel bir şekilde yada “Auto-Thyristor” ile kontrol ediliyordu. Thyristor flaşın içindeki bir devreya bağlı olarak çalışan ve bir ışık sensörü tarafından kontrol edilen bir parçaydı. Pozlama sırasında kareye  yeterli derecede flaş ışığı geldiğinde flaşı kapatıyordu. Günümüzde “Auto-Thyristor” ile yapılan flaş kontrolüne “Non-TTL Auto” flaş kontrolüde denmektedir. Çünkü otomatik flaş kontrolü kameranın TTL kapasitesi dışında yapılmaktadır.

Mart 1980’de filmli Nikon F3 ve Speedlight 12 flaş, Nikon tarafından TTL otomatik flaş pozometre kontrolü olarak piyasaya çıkarıldı. İsimden de anlaşılacağı gibi TTL (Through The Lens) sensör lensten geçen ışığı ölçüyordu. Bu büyük gelişme “Auto-Thyristor” modu ile kıyaslandığında; Flaşın kamera üzerinde olmadan kullanıldığı durumda “Auto-Thyristor” flaşın üzerinde olduğu ve o zamanlar kablosuz teknoloji olmadığı için kameraya gerekli bilgiyi gönderemiyordu. TTL ölçüm geldikten sonra flaşın nerede olduğunun bir önemi yoktu. Çünkü flaştan gelen ışık lensten geçerek kameranın içindeki flaş sensöründe değerlendiriliyordu. 
Yalnız TTL ölçüm yaparken küçük bir sorun vardı. Pozlama sırasında ayna; Işığın, filme gitmesi için yukarı kalktığında yukarda prizma içinde bulunan CCD sensörüne ışık gelmiyor ve problem oluşuyordu. Bu sorunu aşmak için Nikon F3’ ün ayna kutusunun altına ikinci bir ölçüm sistemi; Flaşı TTL ölçmek ve kontrol etmek amacıyla yerleştirdi. Yukarıdaki şekilde sistemin şemasını görüyorsunuz. Bu sistemde flaşın ışığı, özel olarak geliştirilmiş 5 parçalı bir flaş sensöründe değerlendirilerek, kameranın netlik noktasına veya ışığı ölçme moduna bağlı olmaksızın merkez ağrılıklı olarak hesaplamaktaydı.

Bu orjinal flaş pozometre sistemi Nikon tarafından TTL olarak adlandırıldı. Çünkü ikinci sensör; Flaşın ışığını konuya çarparak geri döndüğünde gerçek zamanlı olarak flaşın aydınlatma etkisini sanki film üzerindeymiş gibi ölçüyordu. Yine gerçek zamanlı olarak pozometrik sistem konunun doğru pozlandığı onayını verdiğinde ise flaşa; Artık senin ışığına ihtiyacım yok sinyalini göndererek  kapatıyordu.  Aşağıda TTL sistemin nasıl işlediğinin  sıralaması bulunmaktadır.

1-) Ayna yukarı kalkar
2-) Perde filme ışığı göndermek için açılır
3-) Ana flaş, sonrasında ise sisteme kablo veya uzaktan kumanda ile bağlı tüm flaşlar patlar.
4-) 5 Parçalı flaş sensörü, flaşın ışığını film yüzeyindeki gibi simüle ederek izler
5-) Kameranın içindeki bilgisayar gerçek zamanlı olarak flaş sensöründen gelen verileri analiz ederek, pozlamanın doğru yapıldığından emin olduktan sonra flaşa kendisini kapatması için sinyal gönderir.
6-) Perde kapanır
7-) Ayna aşağı iner

Bu sistem kablosuz sistem olan SU-4’ lü sistemi de desteklemektedir. SU-4’ de bulunan manuel mod sayesinde, komuta edecek (Commander) bir flaşın ışığını görünce devreye girecek şekilde tetiklenebileceği optik bir sensörü bulunmaktadır. Ayrıca birde otomatik modu vardır ki bu modda; Ana flaşın patlaması durduğunda uzaktan kumanda edilen flaşın durmasını sağlar.

Kameradaki bilgisayar; TTL flaş mantığının, film yüzeyinden ölçüm yaparak çalıştığı gerçeğini (ayna altına yerleştirilen sensör filmi temsil eder ve orada değerlendirilen ışık tam olarak  filme düşecek ışıktır) dikkate alarak, çevredeki diğer flaşların da çekilecek konuyu aydınlatmasını sağlar. Kameradaki bilgisayar tüm flaşlardan pozlamanın doğru yapıldığına dair ölçümünü tamamladığında tüm flaşlara artık ışığa ihtiyacı olmadığını bildiren sinyal gönderir.

Dijital kameralarda filmin yerini sensörler aldığında bir problem oluşacaktı. 1999 yılında Nikon D1 piyasaya çıktığında; Kamerada ne film nede aynanın altında film yüzeyinden flaşın ışığını ölçecek bir sistem vardı ve zaten bu sisteme gerek de yoktu. Görüntü sensörünün parlak yüzeyi ölçüm için uygun olmamaya başlamıştı. Nikon mühendisleri bu sorunu; Gerçek zamanlı ölçüm yerine perde açılmadan hemen önce ÖN AYDINLATMA yaparak çözmüşlerdi.
Bu iş için perdenin gri donuk yüzeyi ölçüm için mükemmeldi. Sistemin işleyişi; Ana flaş çakmadan insan gözünün farkedemeyeceği şekilde flaş çakar ve konuya çarpıp geri döndüğünde kameranın sensörü ana flaşın çakması ile ilgili tüm verileri toplamış olur ve ana flaşı en optimum güçte çaktırır. İşleyiş aşağıdaki şekildeki gibidir.

1-) Ayna yukarı kalkar
2-) Kameranın üstündeki flaş, sonrasında ise sisteme kablo veya uzaktan kumanda ile bağlı tüm flaşlar patlar.
3-) 5 Parçalı TTL flaş sensörü flaş pozlandırmasını perde üzerinden ölçer.
4-) Kameranın bilgisayarı bu ölçümü analiz ederek flaşın, doğru pozlama için  çakma süresini hesaplar.
5-) Perde açılır
6-) Ana flaş çakar
7-) 4. Adımda yapılan hesaplama gereği doğru poza ulaşıldığında kamera flaş veya flaşlara sönmesi için sinyal gönderir.
8-) Perde kapanır
9-) Ayna aşağı iner

Nikon bu değişikliğe uğratılmış sistemi D-TTL olarak adlandırdı. Burada D dijitali temsil ediyordu. D-TTL sadece şu kameralarda bulunuyordu. D1, D1H, D1X, D2H, D2Hs, D2X, D2Xs and D100.

Birçok yönden D-TTL orjinal sistemden bir adım geride kalmıştı. Çünkü patlayan flaş insanların gözlerini kırpıştırmalarına neden oluyordu. Bu sistemde; Flaşın uzaktan kumanda edildiği yöntemde kullanılan flaş adaptörü SU-4’ deki otomatik modda kullanılamıyordu ve bu yeteneği kaybolmuştu.

D-TTL Sadece 4 yıl sürdü ve Nikon D-TTL’yi de destekleyen 5 tane flaş piyasaya sürdü. Bunlar SB-28DX, SB-50DX, SB-80DX, SB-600 ve SB-800 idi. Bunlardan SB-600 ve SB-800 i-TTL flaşı da destekliyordu.

2003 Yılında Nikon D2H modelinde flaş sisteminde büyük değişiklik yaptı. Flaş ölçümünü yapacak aynanın altına TTL sensör yerleştirmek veya ön aydınlatmalı flaş sistemi kullanmak yerine; kameranın yukarısındaki  prizmaya yerleştirdikleri ana pozometrik değerleri okuyan RGB-CCD sensöre hem pozometrik değerleri okuma hemde flaş değerlerini hesaplama görevi  verdiler. Yeni sisteme i-TTL yani AKILLI sistem adını verdiler ve sistem Nikon’un 3D Color matrix ölçümünü flaş içinde yapabiliyordu.

i-TTL piyasaya çıktığında Nikon; uzaktan kumandalı flaş sistemini kablosuz olarak değiştirerek piyasaya çıkardı ve sistemin işleyişi tekrar değişti.

1-) Kameranın üstündeki veya aktif olarak gruplanmış flaşlar ön aydınlatmalı olarak çakarlar
2-) Prizmanın tepesindeki RGB-CCD sensörü flaştan gelen ışığı ölçer.
3-) Kameradaki bilgisayar bu ölçümü analiz ederek flaşın çakma gücünü tayin eder.
4-) Ayna yukarı kalkar
5-) Perde açılır
6-) Komuta (Commander) modundaki ana flaş, kendisine bağlı flaşlara; Ne kadar uzun süre ışık vereceklerini bildirir
7-) Ana flaş ve diğer flaşlar kameranın belirlediği sürelerde ve şiddette çakarlar
8-) Perde kapanır
9-) Ayna aşağı iner

Nikon 5 parçalı flaş sensörünü filmli Nikon F6 ve tüm D2 serisi kameralarda kullandı. Sonuç olarak F6 uygun flaşlar kullanıldığında hem TTL hemde i-TTL ölçümünü kullanabildi. D2 serisi kameralar ise uygun flaşlarla hem D-TTL hemde i-TTL ölçüm sistemini kullanabildi. 2004 Yılından bu yana yani Nikon D70’den sonraki tüm kameralar ise sadece i-TTL flaş ölçümünü kullanabiliyorlar.

Nikon’un SB-800, SB-900 ve SB-910 flaşları halen eski filmli kameralardaki flaş ölçüm teknolojisi olan “Auto-Thyristor” modunu yani “Non-TTL” modunu kullanmanıza izin veriyorlar. Basit ışık gereksinimi olan ve flaşın kameranın üzerinde olduğu durumlarda “Non-TTL” modunu, i-TTL moduna tercih etmek daha mantıklı geliyor. Karmaşık ışıklar ve flaşların kamera üzerinde olmadığı durumlarda ise elbette i-TTL kullanmak daha akıllıca.

13 Mart 2012 Salı

Faz algılamalı otomatik netliğin tarihçesi

Bu yazıda; Önceleri filmli kameralarda ve şu anda da dijital kameralarda kullandığımız Faz Algılamalı Otomatik Netlik (AF) fonksiyonunun nasıl geliştirildiği ve geliştirildiği yıllarda patent sorunu nedeniyle Minoltanın ve diğer firmaların başına ne gibi sorunlar açtığı ile ilgili bilgiler bulacaksınız. Ayrıca, Faz Algılamalı sistemi ilk olarak kamera gövdesine değil de lense, daha doğrusu netlik yapan elektronik ekipmanların lensin alt kısmına yerleştirildiği çok yavaş netlik yapan sistem ile yapılan denemeleri gördüğünüzde teknolojinin nereden nereye geldiğine tanık olacaksınız...Aşağıda 35-70 mm f/2.8 Pentax marka bir AF lens görülmektedir.
Pentax 35-70 mm f/2.8 AF lens
Minolta’nın Faz Algılamalı AF teknolojisi; Norman L. Stauffer tarafından Leitz Correphot Sistem firmasında konuyla ilgili yaptığı kısmi çalışmaları sonucu 22 Ocak 1980 tarihli ve 4185191 numaralı Amerikan patentli ile kayıt altına alınmıştır.

Bundan sonra sıra Minolta’nın Leitz Correphot Sistem firmasının sahip olduğu lisansı satın almasına gelmişti. 1983 Yılında CCD  algılayıcı kullanarak geliştirdikleri AF sistemini 1985 yılında piyasaya çıkardıkları Minolta Dynax 7000AF  modelinde kullandılar.  Bunun üzerine Stauffer; 17 Mayıs 1983’de daha önce 1980’ de aldığı patenti 4384210 Amerikan patent numarası ile Minolta’nın AF sistemini de en detaylı biçimde kapsayacak şekilde genişleterek Honeywell firması adına aldı. Bu sisteme Honeywell VISITRONIC TCL AF ve Minolta ise FAZ ALGILAMALI AF diyordu.  KONTRAST AF, de yine Norman L. Stauffer tarafından icat edilerek 1977 yılında piyasaya sürülen Konica C35AF modelinde kullanılmıştır.  Norman L. Stauffer 1973-1983  yılları arasında bir sürü patent dosyası hazırlamış ve bu dosyalardan bir çoğu PASİF AF sistemine aitti. Tüm bu patentler Honeywell firması adına alınmıştı.

Minoltanın FAZ ALGILAMALI AF sistemi olarak adlandığı ve 1985 yılında Minolta Dynax 7000AF marka kamerasında kullanarak Honeywell’ in patent haklarını ihlal ettiği için Honeywell Minoltayı dava etmiş ve 1991 yılında Honeywell, Minoltaya açtığı davayı kazanarak, takip eden 4 yıl boyunca patent hakları ihlali nedeniyle 127.6 milyon dolar tazminat almaya hak kazanmıştı. Ayrıca ASAHI, CANON, KONICA, NIKON ve OLYMPUS firmaları HONEYWELL’ e toplam olarak 303.1 milyon dolar telif hakkı ödemek zorunda kaldılar . Çünkü onlarda aynı sistemi kendi kameralarında kullanmışlardı.

Honeywell firması telemetreli ve SLR kamera üretmenin yatırım maliyetinin yüksekliğinin ispatlanması üzerine, patent teknolojilerinin haklarını Leitz firmasında  kullanmaya karar verdi. Leitz sadece çalışan prototipler üretti. ASAHI ilk AF SLR kamerası ME-F ‘i 1981 yılında üretti fakat bu model tam AF değildi ve ticari bir başarısızlık olduğunu kanıtladı. Bu kamerada kullanılan AF sistemi 1977/1978 yılında Konica C35AF modelinde kullanılan Honeywell'in TCL AF sisteminin minyatürleştirilmiş modülünden ibaretti. Sonradan da Minolta; Leitz’ in Correphot sistemini kullanarak SLR gövdeye lensi kumanda edebilecek tam entegre bir motor yerleştirmişti. 1985’ de Honeywell kendi ürettiği kameralarda kendi patent haklarını kullanma fikrinden vazgeçti. Honeywell 1980’ li yıllarda patent haklarına etkin bir şekilde sahip çıkarak, Japon kamera üretim şirketlerinin kendisine ait patent haklarını kullanrak SLR AF sistemlerindeki ilerlemelerine karşı açtıkları davalarla konumunu korumaya çalışıyordu.

FAZ ALGILAMALI AF SİSTEMİNİN GELİŞTRİLMESİ

SLR kameraların AF sistemlerini geliştirmeye 1970 ve 1980’li yılların sonlarında başlamıştır.           Leitz Camera AG firması, Correphot firması ile birlikte ilk AF sistemi prototipini geliştirerek Photokina 1976’da tanıtan firmadır. Bu sistem Leicaflex SL2 temelli bir tasarımdı.

Ana aynanın altında bulunan ikincil bir aynadan sapan ışık demetlerini tanıyan sistemdi. Correphot firmasının kullandığı sistemde; Cismin aynı noktasından gelerek lensin 2 zıt uç noktasından geçen 2 temel ışık demetinin arasında “MAKSİMUM BAĞLANTI” bulunmaktadır. Kontrol ünitesi olarak adlandırılan CK, gelen bu bilgiye göre karar vermektedir. SL2 kamerasının üretimi 1976 yılında durduruldu. Bu sırada Leitz firması da ekonomik zorluklar içerisinde olduğu için R3 modelini üretmek için Minolta ile işbirliği yapmayı seçti.

AF kontrol ünitesi R4 MOT prototipinin içine yerleştirildi ve 1978  yılında CK3 diye tanıtıldı. 1980 Yılında ise R4 MOT CM2 olarak tanıtıldı. Leica R4 Minolta ile işbirliği yapılarak geliştirildi. Leitz AG şirketi bu şekildeki hiçbir AF prototipini piyasaya  sürmedi. Gerçektende Leica R serisi 35 mm SLR kameralarda AF özelliği yoktu.  Merakla beklenen ve hakkında Faz Algılamalı AF sistemli olarak piyasaya çıkacağı ile ilgili söylenti çıkarılan Leica R10 DSLR kameranın AF özelliği 2009 yılı ortalarında iptal edildi. Bu ise sanki Leitz Camera AG firması 1960’ lı yıllara dönerek kameraların nasıl otomatik netlik yaptığını keşfetmeye başlaması gibi birşeydi. Leitz Wetzlar Gmbh 1996 yılında Leica Camera AG firmasının son derece tutucu yönetim kurulu üyeleri; Leica SLR kamera kullanıcılarının netliği kendileri yapmayı tercih edeceklerini ve bu nedenle de Leica SLR kameralar için AF özelliğin gereksiz bir özellik olduğu yönünde bir açıklama yapmışlardı. Bu görüş belki filmli SLR kameralar için geçerli olabilirdi ama dijital SLR’ ler için geçerli değildi. Çünkü görüntü algılayıcıları 135 format roll filmlerden daha çok övgü alıyorlar ve gereğinden fazla talep görüyorlardı.
Nikon, Leica’nın AF patent haklarını satınalarak, 1983 yılında Nikon F3 AF modelinde kullandı.

Sonraki Leitz's Correphot CK3 sistemi 1978 yılında Photokina’da Pentax K2MD AF zoom modeli olarak tanıtıldı.  Honeywell’ in visitronic sistemini kullanıyordu. Bu sistem pratik değildi. Çok ağırdı, 1.1 kg idi. Çünkü 4 Tane AA pil kullanmanız gerekiyordu. Çok yavaş ve düşük kontrastlı konularda netleme yapamıyordu. 
Correphot sistemli CK3 PENTAX K2 MD AF
1980 Yılındaki Photokina’da Ricoh 50 mm standart lens, Visitronic modül ile donatılarak görücüye çıkmıştı.
1980 Ricoh 50 mm Visitronic modüllü


ve Canon A-1, 35-70 mm f/4 zoom bir lense monte edilmiş elektronik bir uzaklık ölçüm sistemi ve netlik yapan aşağıda görülen motorlu bir sistemi denemişti.



Canon A-1, 35-70 mm f/4 lensle



Sistem hantal ve pratik değildi. Fakat daha sonradan 1995 yılında Zeiss firmasının Contax AX modelinde kullanıldı.

1981 Yılındaki Photokina’da Pentax ME-F, 35-70 mm f/2.8 güçlü zoom lensle ilk kez göründü.  Parlak ışığın olmadığı ortam dışında çok ağır netleme yaptığı ve ihtiyacı karşılamadığı ispatlanmıştı. Bu kamera genel olarak ilk SLR AF kamera olarak bilinir. Kameranın 1985 yılına kadar üretimde kalmasıda bu görüşü anlamlı kılmaktadır.
1981 Pentax ME-F 35-70 mm f/2.8
1982 Yılındaki Photokina’da Canon gövdesine hızlı netlik algılayan sistem yerleştirilmiş Canon AL-1 modeli ile görücüye çıktı. Bu sistem pil gücüyle otomatik netlik yapan bir netleme sistemi değildi. Netlik düzlemi vizörde tanımlanmıştı. Sistem karedeki kontrast’ı değerlendiriyor ve  kontrast’ın en yüksek seviyeye çıktığı noktada netlik tamam diye vizörde kullanıcıya bilgi veriyordu. Ayrıca netliğin yapılması için lensi çevireceğiniz yönü de aşağıda 7 ve 9 numara ile bildiren KIRMIZI oklarla kullanıcılara yardımcı oluyordu.


Oysa gerçek hayattan kareler çektiğiniz durumlarda kamera size hız sınırlarını gösteriyordu. Bu sistem de 10 Aralık 1985 tarihinde Amerikan patent numarası 4557580 olarak patentlenmişti.

Yine Photokina 1982’de Olympus OM30 modeli 35-70 mm f/4 lense yerleştirilen aşağıda gördüğünüz faz algılmalı sistemle tanıtılmıştı.
1982 Olympus OM30 35-70 mm f/4
Contax’ ın 1980 yılındaki prototipi 137-MD ilginç bir özellik eklenmişti. AF motoru ayna kutusunun içine yerleştirilmişti. Lensin netlik yapan sistemine hareket bayonete yerleştirilen bir çatal ile sağlanıyordu. Garip bir biçimde Zeiss; Bu çok verimli olduğu ispatlanmış sistemi kullanmaktan vazgeçti. Sistemi Minolta, Pentax ve Nikon kullanılmaya başlanmıştı bile...

1983 Yılındaki Photokina’da Nikon aşağıda görülen hantal TTL AE DX-1 vizör pentaprizmasıyla F3 modelinin değişikliğe uğratılmış modeli olan Nikon F3 AF’ yi piyasaya sürdü.
1983 Nikon F3 AF
Faz algılama ünitesi ayna kutusunun altına yerleştirilmişti ve lensi kumanda eden motor da lensin içine yerleştirilmişti. Netliği algılayan CCD algılayıcı ise Honeywell tarafından üretilmişti.
1983 Nikon F3 AF


1983 Nikon F3 AF
1985 Yılındaki Photokinaya Minolta Dynax 7000 ‘in bomba etkisi yapan çıkışı damgasını vurdu. Çift sensörlü Faz algılamalı AF sistemi ve lensi kumanda eden motor ünitesi ayna kutusunun içinde ve tüm parçalar eksiksiz biçimde entegre olarak çalışıyordu. Olağanüstü bir başarıydı. Bu mühendislik ve mimari Pentax ve Nikon tarafından kopya edildi.  
1985 Minolta Dynax 7000 AF
Nikon’un 1986 yılındaki Photokina’daki cevabı Nikon F501 modeliydi. Bu modelde Honeywell’in AF modülü kullanıldı ama bu sefer kameradaki motor ve F lens bayoneti değiştirilmişti.
1986 Nikon F-501
1987 Yılında Canon MOS AF algılayıcılı EOS650 QD modelini piyasaya sundu. 
1987 Canon EOS650 QD
1988 Yılında Pentax SFX modelini SF1 olarak K-AF olarak adlandırdığı yeni lens bayonetini değiştirerek piyasaya sürdü.   
1988 Pentax SF1 yeni K-AF bayonetli
1988 Yılında Nikon F4 piyasaya çıktı.  
1988 Nikon F4

Nikon, Pentax, Olympus Ricoh firmalarından hepsi Honeywell’ in Visitronic AF modülünü kullandılar. Elbette bu haklar Honeywell tarafından bu firmalara satılmıştı. Honeywell firması TCL2 AF sisteminin kullanım haklarında elde ettiği kardan çok mutlu olarak sonraki yıllarda durgunlaşarak insan gücüne yatırım yapmaya devam etti. Nikon, Minolta ve Pentax Honeywell’in sistemini küçültmeye başladığında, Minolta tamamen hazırlıksız yakalandı. Kendi AF sisteminin tasarımını kendisi yapıp geliştirerek, Dynax 7000 AF SLR kamerasında kullandı ve bunu Amerikan piyasasında Maxxum adı altında pazarladı. Honeywell, Minoltanın kendine ait patent haklarını ihlal etmesi ile ilgili şartların oluşmasını ve Minoltanın satışların yükselmesini bekledi ve şartlar oluştuktan sonra yasal işlemleri başlattı. Bu Honeywell’i tüm yeteneksizliğine maddi bir karşılık olması için yıllar önce tezgahlanmış alaycı bir manevraydı.

Honeywell, kendi patent haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Minoltaya karşı dava dosyası hazırladı. Minolta’nın, Honeywell’e Jürinin belirlediği 95.490.000 dolar ve yıllık faizleriyle birlikte toplam 127.500.000 dolar zarar tazminatı ödemeye mahkum etti. Maliyet, Honeywell’ in mahkemeye sunduğu ekipmanlar üzerinden hesaplanmıştı. Bu tazminatın içinde kameralar, lensler ve Honeywell’ in patenti olan AF sistemi ile direkt olarak ilgisi olmayan bir sürü ek şeyler vardı. Bunun anlamı lisans bedeli olarak kamera başına 71 $ yani kameranın bedelinin % 13.4’ü olarak hesaplanmıştı ama normalde % 3 olarak hesaplanıyordu. Dava devam ederken Honeywell; Minolta Maxxum kameraların ithal edilmesine de yasak koydurarak, Minoltaya bir darbe daha vurdu.

Honeywell 1983 yılında herhangi bir zamanda Minoltayı dava ederek, AF pazarına girebilirdi ama yapmadı. Yerine Minoltanın SLR ve Kompakt kameralarının satış adetlerinin yükselmesini bekledi. Bunun üzerine Minolta AF teknolojisinin kendi dizaynları olduğunu ve sistemi kendilerinin geliştirdiği fikrini temel kabul eden bir görüşle Honeywell firması ile mahkemede savaşmaya karar verdi. Minolta kendi AF teknolojisinin temelde Honeywell’in telemetre sisteminden farklı olduğunu mahkemede çok doğru bir şekilde savundu. Honeywell’in avukatları; Minoltanın Faz Algılamalı AF sistemini Stauffer’in 1983 yılından önce patentini aldığını yani patent başvurusunun 1981 yılında yapıldığını ve 1983 yılından önce verildiğini ve böylece Minoltanın kendi sistemini ne zaman geliştirdiğini merak ettikleri yönünde güçlü bir savunma yapmışlardı. Minolta 1991 yılında Honeywell’in Minolta Maxxum modellerinin  ithal edilmesi ile ilgili ihtiyati tedbir kararına kadar kendi ayakları üzerinde durabiliyordu. Bu Honeywell tarafından uygulanan ve Minolta markasına olan güveni sarsmak için tezgahlanmış başka bir alaycı oyundan başka birşey değildi. Minoltaya olan güveni sarsmayı başardı da. Minolta; Markasının imajından önce Honeywell’in kendi aleyhine açtığı yasal süreci bir an önce sonlandırmaya karar verdi.

Honeywell’in TCL2 visitronic modülünü lisans altında kullanan diğer Japon kamera firmaları ne yaptı. Honeywell’in fırsatçı yaklaşımları ile Minoltayı yıkmasından sonra sıra onlara da gelmişti. Bu firmalar, Honeywell'e 1995 yılında telif hakkının bittiği yıla kadar ek olarak telif hakkı ödemek zorunda kaldılar. Bu onlara pahalıya mal olmuştu. Daha sonra tüm dosyalarını toplayıp Honeywell’i Japonyada dava etmişlerdi. Sonuç çok değişik olmuştu. Honeywell, Minoltanın adını Amerikada lekelemesi sonucunda paçasını kurtarmıştı ama Japonyadaki bir sürü büyük kamera üreticisine karşı bunu başaramamıştı.

Şubat 1992 de New Jersey Federal bölge mahkemesi; Minoltayı, Honeywell firmasına ait AF teknolojisi ile ilgili patent haklarını ihlal ettiği ve firmaya maddi zarar vermesi gerekçesiyle 96 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum etti. Honeywell ayrıca Minoltadan telif hakkı ve mahkemeden de Minoltanın Amerikadaki satışlarına yasak getirilmesini talep etmişti. Minolta, Honeywell firmasına; Patent haklarını ihlal etmediklerini iddia etmesine rağmen 127.5 milyon dolar ödeyerek, mahkemelerde uzun yıllar mücadele etmenin şirket imajını zedeleyeceğini düşündü ve mahkemelerden uzak durmaya karar verdi.

Honeywell firması daha sonradan Nikon, Canon ve Olympus gibi üreticilere de bu konuyla ilgili dava açacağını ilan etti ve 1987 yılında bu firmaları mahkemeye verdi. Ağustos ayında Honeywell firması, Nikon ve Canonla, Honeywell’ e ait AF teknolojisindeki patent hakların ihlali ile ilgili uzlaşmaya vardıklarını açıkladı. Nikon 1995 yılında patent hakları bitinceye kadar Honeywell firmasına 45 milyon dolar ödeyeceğini açıklamıştı. Canonda benzer bir ödemeyi kabul etmişti. Olympus ve Konica bu uzlaşmanın mahkeme dışında gerçekleşmesini istediler (Asahi optik, Ricoh ve diğer firmalarda aynı yolu izlemeyi tercih ettiler). Honeywell; İçinde Matsushita elektrik ve Kyocera’ nında bulunduğu şirketlerden toplam 124.1 milyon tazminat alacağını açıklamıştı.

SON SÖZ
Çok şükür ki Honeywell firması, AF ile ilgili kendisine tanınan patent hakkının 1995 yılında biten süresini, ne yenilemiş ne de süresini uzatmamıştır. Eğer Honeywell aç gözlülük etmeseydi, 1990 yılında Japonyada yaşanan durgunlukta Minolta'nın ekonomik durumu çok daha iyi olurdu.

Fotoğraf endüstrisinin gelişimi bakımından Honeywell’in hiçbir katkısı olmadı. Tek katkısı; Asahi lisansı altında ithal ettiği Pentax Spotmatic, Heiland Pentax  veya Honeywell Pentax adlı kameraların yalnızca Amerika içinde dağıtımını yapmaktı o kadar...